Yazılarım

Beslenme

Hastalıklara özel tıbbi beslenme önerilerini öğrenelim!

PMOS / PKOS Nedir? Beslenme ile Belirtiler Nasıl Desteklenir?
Beslenme

PMOS / PKOS Nedir? Beslenme ile Belirtiler Nasıl Desteklenir?

PMOS / PKOS Nedir? Beslenme ile Belirtiler Nasıl Desteklenir?
Son yıllarda kadın sağlığı alanında sık duyduğumuz kavramlardan biri PKOS, yani Polikistik Over Sendromudur. Yeni literatürde bu durumun yalnızca yumurtalıklarla sınırlı olmadığı, hormonlar, metabolizma ve insülin dengesiyle yakından ilişkili olduğu vurgulandığı için PMOS – Polyendocrine Metabolic Ovarian Syndrome (Poliendokrin Metabolic Over Sendrom) adı da kullanılmaya başlanmıştır. Bu isim değişikliği, sendromun yalnızca “yumurtalık kisti” gibi düşünülmemesi gerektiğini; aslında daha geniş bir hormonal ve metabolik tablo olduğunu daha iyi ifade eder. (The Guardian)

PMOS / PKOS Nedir?

PMOS, üreme çağındaki kadınlarda görülebilen hormonal ve metabolik bir durumdur. Düzensiz adet döngüsü, yumurtlama problemleri, tüylenme artışı, akne, saç dökülmesi, kilo alma eğilimi ve insülin direnci gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Dünya Sağlık Örgütü, PKOS’u uzun dönemli metabolik risklerle ilişkili kronik bir durum olarak tanımlar; özellikle insülin direnci, tip 2 diyabet ve obezite riskinde artışla bağlantılı olabilir. (Dünya Sağlık Örgütü)

PMOS/PKOS tanısı genellikle kadın doğum uzmanı tarafından değerlendirilir. Tanıda adet düzensizliği, androjen yüksekliği belirtileri veya laboratuvar bulguları ve ultrason değerlendirmesi gibi kriterler birlikte ele alınır. Tanı ve tedavi süreci mutlaka hekim kontrolünde yürütülmelidir. (Amerikan Üreme Tıbbı Derneği)

Belirtileri Nelerdir?

PMOS/PKOS her kadında aynı şekilde görülmeyebilir. Bazı kişilerde adet düzensizliği ön plandayken, bazılarında kilo kontrolünde zorlanma, cilt problemleri veya insülin direnci daha belirgin olabilir.

Sık görülebilen belirtiler şunlardır:

  • Adet düzensizliği veya seyrek adet görme
  • Yumurtlama düzensizliği
  • Yüz, çene, göğüs veya karın bölgesinde tüylenme artışı
  • Akne ve yağlı cilt
  • Saçlarda incelme veya dökülme
  • Kilo alma eğilimi veya kilo vermekte zorlanma
  • Tatlı isteği ve kan şekeri dalgalanmaları
  • İnsülin direnci
  • Gebe kalmada zorlanma

Bu belirtilerden bir veya birkaçının olması tek başına tanı koydurmaz; ancak değerlendirme için bir kadın doğum uzmanına başvurmak önemlidir.

PMOS ve İnsülin Direnci Arasındaki İlişki

PMOS/PKOS’ta en önemli başlıklardan biri insülin direncidir. İnsülin, kan şekerinin hücre içine alınmasına yardımcı olan bir hormondur. İnsülin direnci geliştiğinde vücut kan şekerini dengelemek için daha fazla insülin üretmeye çalışır. Yüksek insülin düzeyleri ise androjen hormonlarının artışına katkıda bulunabilir; bu da adet düzensizliği, tüylenme ve akne gibi belirtileri etkileyebilir. (Endocrine)

Bu nedenle PMOS’ta beslenme yalnızca kilo vermek için değil; kan şekeri dengesi, insülin duyarlılığı, inflamasyon kontrolü ve hormonal dengeyi desteklemek için de önemlidir.

PMOS’ta Beslenme Nasıl Olmalı?

PMOS’ta tek tip bir “yasaklar listesi” yoktur. Amaç sürdürülebilir, kan şekerini dengede tutan, yeterli protein ve lif içeren, kişiye özel bir beslenme düzeni oluşturmaktır. 2023 uluslararası PKOS rehberi de yaşam tarzı düzenlemelerini PMOS/PKOS yönetiminde önemli bir basamak olarak ele alır. (Amerikan Üreme Tıbbı Derneği)

1. Kan Şekerini Dengede Tutan Öğünler Planlanmalı

PMOS’ta öğünlerin karbonhidrat, protein, sağlıklı yağ ve lif açısından dengeli olması önemlidir. Sadece karbonhidrat ağırlıklı bir öğün, kan şekerinin hızlı yükselip düşmesine neden olabilir. Bu durum kısa sürede acıkma, tatlı isteği ve yorgunluk hissini artırabilir.

Örneğin yalnızca simit yemek yerine; yumurta, peynir, yeşillik ve tam tahıllı ekmek içeren bir kahvaltı daha dengeli bir seçenek olabilir.

2. Karbonhidrat Kalitesi Önemlidir

PMOS’ta karbonhidrat tamamen kesilmek zorunda değildir. Önemli olan karbonhidratın türü, miktarı ve öğün içindeki dengedir.

Beyaz ekmek, şekerli içecekler, paketli tatlılar ve rafine unlu ürünler yerine; tam tahıllar, yulaf, karabuğday, bulgur, kuru baklagiller, sebzeler ve meyveler daha iyi seçeneklerdir.

3. Protein Her Ana Öğünde Yer Almalı

Yumurta, balık, tavuk, hindi, yoğurt, kefir, peynir, et, kuru baklagiller ve tofu gibi protein kaynakları tokluk süresini uzatır. Ayrıca kan şekeri dengesini destekler ve kas kütlesinin korunmasına yardımcı olur.

PMOS’ta kilo kontrolü hedefleniyorsa, protein içeriği yeterli olmayan çok düşük kalorili diyetler uzun vadede sürdürülebilir olmayabilir.

4. Lif Alımı Artırılmalı

Sebzeler, meyveler, kuru baklagiller, tam tahıllar, chia, keten tohumu ve yulaf gibi lif kaynakları bağırsak sağlığını destekler. Lifli beslenme aynı zamanda kan şekeri kontrolüne ve daha uzun süre tok kalmaya yardımcı olabilir.

Günlük tabakta sebzelere daha fazla yer açmak, PMOS beslenmesinde basit ama etkili bir adımdır.

5. Sağlıklı Yağlar İhmal Edilmemeli

Zeytinyağı, avokado, ceviz, badem, fındık, chia, keten tohumu ve balık gibi sağlıklı yağ kaynakları beslenmede yer alabilir. Özellikle omega-3 içeren besinler inflamasyon yönetimi açısından destekleyici olabilir.

Ancak sağlıklı yağların da porsiyon miktarı önemlidir. “Sağlıklı” olması sınırsız tüketilebileceği anlamına gelmez.

PMOS’ta Kilo Vermek Şart mı?

PMOS’ta her bireyin hedefi kilo vermek olmak zorunda değildir. Kilosu normal olan kişilerde de PMOS görülebilir. Ancak fazla kilo, insülin direncini ve hormonal belirtileri artırabilir. Fazla kilolu bireylerde vücut ağırlığının bir kısmının kaybı bile adet düzeni, insülin duyarlılığı ve metabolik sağlık üzerinde olumlu etkiler sağlayabilir. (OUP Academic)

Burada önemli olan hızlı kilo kaybı değil, sürdürülebilir ve kişiye uygun bir beslenme düzeni oluşturmaktır. Çok düşük kalorili, uzun süre aç bırakan veya karbonhidratı tamamen kesen diyetler kısa vadede sonuç verse bile uzun vadede zorlayıcı olabilir.

PMOS’ta Sık Yapılan Beslenme Hataları

PMOS tanısı alan birçok kişi “hiç karbonhidrat yememeliyim” ya da “asla tatlı tüketmemeliyim” gibi katı düşüncelere yönelebilir. Oysa sürdürülebilir olmayan yasaklar, bir süre sonra kontrolsüz yeme ataklarına ve motivasyon kaybına neden olabilir.

Sık yapılan hatalar şunlardır:

  • Uzun süre aç kalmak
  • Kahvaltıyı atlamak
  • Yetersiz protein almak
  • Çok düşük kalorili diyetler yapmak
  • Karbonhidratı tamamen kesmek
  • Tatlı krizlerini yalnızca irade eksikliği gibi görmek
  • Su tüketimini ihmal etmek
  • Paketli “fit” ürünleri kontrolsüz tüketmek
  • Uyku ve stres yönetimini önemsememek

PMOS’ta beslenme yalnızca kalori hesabı değildir. Uyku düzeni, fiziksel aktivite, stres yönetimi ve düzenli takip de sürecin önemli parçalarıdır.

PMOS’ta Nasıl Bir Tabak Modeli Uygulanabilir?

Pratik bir öğün planı için tabağın yarısı sebzelerden, dörtte biri protein kaynaklarından, dörtte biri ise kaliteli karbonhidratlardan oluşabilir. Yanına yoğurt, ayran veya kefir gibi bir destek eklenebilir.

Örnek tabak:

  • Izgara tavuk veya balık
  • Bol salata veya zeytinyağlı sebze
  • Bulgur, karabuğday veya tam tahıllı ekmek
  • Yoğurt veya ayran

Bu tarz dengeli tabaklar kan şekeri dalgalanmalarını azaltmaya ve tokluk süresini uzatmaya yardımcı olabilir.

PMOS’ta Diyetisyen Desteği Neden Önemlidir?

PMOS/PKOS kişiden kişiye farklı seyreden bir tablodur. Bazı bireylerde insülin direnci ön plandayken, bazılarında adet düzensizliği, tüylenme, akne, kilo kontrolü veya gebelik planı daha önemli olabilir. Bu nedenle beslenme programı kişinin kan tahlilleri, yaşam tarzı, beslenme alışkanlıkları, uyku düzeni, fiziksel aktivitesi ve hedeflerine göre planlanmalıdır.

Diyetisyen desteği ile amaç yalnızca kilo kaybı sağlamak değil; aynı zamanda kan şekeri dengesini desteklemek, sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları kazandırmak ve yaşam kalitesini artırmaktır.

Sonuç

PMOS/PKOS yalnızca yumurtalıklarla ilgili bir durum değildir; hormonlar, insülin dengesi, metabolizma ve yaşam tarzı ile yakından ilişkilidir. Doğru beslenme, düzenli fiziksel aktivite, yeterli uyku ve stres yönetimiyle belirtiler daha iyi kontrol altına alınabilir.

Unutulmamalıdır ki PMOS yönetimi kişiye özeldir. Tanı ve tıbbi tedavi için kadın doğum uzmanı, beslenme sürecinin kişiye özel planlanması için ise diyetisyen desteği önemlidir.

PMOS/PKOS sürecinde size özel, sürdürülebilir ve dengeli bir beslenme planı oluşturmak için buradan destek alabilirsiniz.

ALKOL SONRASI BESLENME
Beslenme

ALKOL SONRASI BESLENME

"Vücudunuza İyi Gelen Doğru Seçimler"


Vücudu dengelemek ve olası olumsuz etkileri hafifletmek için alkol tüketiminin ardından doğru beslenmek kritik önem taşır. Doğru besinleri seçmek alkol sonrası vücudunuzu destekleyebilir ve toparlanma sürecinizi hızlandırabilir.
İşte alkol sonrası beslenmeyle ilgili bazı kısa ve etkili bilgiler:

1- Su Tüketimi Önemli:

Alkol, vücutta dehidrasyona yol açabilir, bu nedenle ilk adım olarak bol su içmek gereklidir. Su içmek, vücudu temizler, baş ağrısını azaltır ve enerji seviyelerini dengeleyebilir.

2- Elektrolit İhtiyacını Karşılayın:

Alkol, vücuttan elektrolit kaybına neden olabilir. Maden suyu, muz, portakal, avokado gibi yiyeceklerle potasyum ve sodyum gibi elektrolitlerini vücudunuza yeniden sağlayın.

3- Protein İçeren Yiyecekler Tüketin:

Alkol tüketimi, kas kaybına neden olabilir. Tavuk, balık, yumurta gibi protein açısından zengin besinlerle kas onarımını destekleyin.

4- B Vitamini Alımına Özen Gösterin:

Alkol, B vitaminlerini tüketebilir. B vitamini açısından zengin gıdalar tüketmek, enerji seviyelerini artırabilir. Yulaf, mercimek, yağlı tohumlar, ıspanak gibi B vitamini açısından zengin gıdalarla bu eksikliği giderin.

5- Antioksidanlarla Dolu Yiyecekleri Tercih Edin:

Alkol, serbest radikallerin artmasına neden olabilir. C vitamini açısından zengin meyveler ve sebzelerle antioksidan alımınızı artırın.

6- Hafif ve Sindirimi Kolay Yiyecekler Tercih Edin:

Alkol tüketimi genellikle mide rahatsızlığına neden olabilir. Hafif, sindirimi kolay yiyecekler seçmek mide problemlerini hafifletebilir. Sebze çorbaları, yoğurt gibi hafif ve sindirimi kolay besinlere yönelin.

7- Fazla Kafeinden Kaçının:

Kafein, dehidrasyonu artırabilir, bu nedenle alkol sonrası aşırı kahve veya enerji içeceği tüketmekten kaçının. Bunun yerine su veya detoks sularıyla karaciğerinizin yükünü hafifletin.

8- Dengeli ve Çeşitli Beslenme:

Genel olarak, dengeli ve çeşitli bir beslenme planı, vücudunuzun ihtiyaç duyduğu besinleri almanıza yardımcı olabilir.

9- Bol Yürüyüş ekleyin

Ödem sorununuzun ve kalori fazlalığınızın dengelenmesi açısından ertesi gün mutlaka hafif tempolu yürüyüşler ekleyin!

📌Unutmayın, alkol sonrası beslenme vücudunuzun toparlanma sürecini hızlandırabilir ve genel sağlığınızı destekleyebilir. Sağlıklı ve bilinçli beslenme ile vücudunuzu en iyi şekilde koruyun.
Mutlu Seneler...
RAMAZANDA BESLENME
Beslenme

RAMAZANDA BESLENME

Birlik ve beraberlik ayı 'RAMAZAN AYI' geldi! Toplu oturulan sofralar, gün boyu oluşan açlık, iftar sonrası tatlı istekleri derken neler yapabileceğimizi şaşırıyoruz.
Bütün gün aç durduktan sonra hem yemek istiyor hem de kilo almadan veya kilo vererek bu ayı atlatmak istiyoruz. İmkansız gibi geliyor ama Mümkün! 
Kendinizi şartlamadığınız ve göz açlığınızı kontrol edebildiğiniz sürece kilo almadan bu ayı geçirebilirsiniz. Kaloriden, yemeklerden, tatlı düşünmekten çok bu ayın manevi anlamına yoğunlaşmak bile besinleri etiketlemenizin önüne geçeceği için kilo probleminizin de önüne geçebilir. Ramazanın mantığında kalori kısıtlması değil zaman kısıtlaması vardır. Bu sebeple kilo yönetimini sağlamak istiyorsak enerji ihtiyacımızı ve tercihlerimizi iyi yapmamız gerekiyor.

Ramazanda beslenme için öneriler yaparken 3 önemli nokta üzerinden ilerlemek istiyorum. Genel hatlarıyla bu noktalara dikkat etmek bile sağlığınızı ve kilonuzu korumanız açısından yeterli. Sırayla bu 3 maddeye değinelim o halde!

1. Su Tüketimi:

Su vücudumuzun işleyişi, enzimlerin salgılanması ve organların çalışması için gereklidir. İftarımızı soğuk olmayan ılık 1-2 bardak suyla açmak en güzel hamle.
Su tüketilirken yapılan en büyük yanlış ise bir anda çok fazla suyu diklemek. Bütün gün aç olan bir vücuda bir anda o kadar suyu yüklemek böbreklerimizin ve midemizin yorulmasına sebep olacak ve o suyu kullanmadan vücuttan uzaklaştıracaktır. Bu, çiçeği bir anda çok sulamak gibi bir şey. Nasıl ki çiçek fazla suyu olduğu gibi saksının dibine boşaltıyorsa bizim de vücudumuz bir anda gelen suyu uzaklaştıracaktır.
Suyu yudum yudum içerek iftar ile sahur arasına yaymaya çalışmalıyız. Su tüketimini artırabilmek için yanımızda şişe bulundurabiliriz. Taze meyve veya sebzelerle tatlandırabiliriz. Pipet yardımıyla su içimini kolaylaştırabiliriz. Danışanlarımda en çok işe yarayan yöntem pipetle su içmek. Bu sayede normalden çok daha fazla suyu çok daha rahat tüketebiliyorlar.

2. Sahur:

Ramazanda sahuru kahvaltı olarak düşünün. Sahur=Kahvaltı. Çoğu insan sahura kalkmak istemiyor veya tercih etmiyor. Ancak uzun sürecek açlığa hazırlık için sahur ile vücudu güne hazırlamalıyız. Kızartmaların, hamur işlerinin, ağır yemeklerin olmadığı bir kahvaltıdan bahsediyorum tabii ki :)
Yumurta sahurun olmazsa olmaz besinlerinden! O yüzden haşlanmış, sebzeli, omlet, krep gibi alternatiflerle yumurta tüketimini kolaylaştırabilirsiniz. Yumurta-peynir-yeşillik tam tahıl ekmekle oluşturulan bir alternatif gibi yoğurt,yulaf veya granola,meyve gibi kahvaltı da tercih edilebilir. 
Susuzluk oluşturmaması için zeytin-tuzlu peynir gibi tuzlu-baharatlı besinlerden ve çay-kahve-detoks suları gibi diüretiklerden uzak durmalıyız. Çünkü bu besinler vücuttan suyu uzaklaştırarak gün içerisinde daha fazla susamamıza sebep olabilirler.
Sucuk, salam gibi şarküteri ürünleri hem susuzluk oluşturabilir hem de gün boyu sizi rahatsız edebilir. Bu yüzden sahurda tüketmemekte fayda var!
Ramazan ayında karşılaşılan kabızlık probleminin önüne geçebilmek ve gün boyu enerji ihtiyacınızı karşılamak için kuru meyvelere ve bunlardan yapılmış şekersiz kompostolara sahurunuzda yer vermeyi deneyebilirsiniz. 
Posa alımınızı artırmak da kabızlık probleminizin çözümünde yardımcı olacaktır. Posa içeren besinlerin içeriği için buraya tıklayabilirsiniz.
Sahurda Kefir içmek hem bağırsak sağlığınız hem de gün boyu tokluk seviyenizi yükseltmek için iyi bir alternatiftir.
Tabağınızda mutlaka taze sebzelere, söğüşlere yer verin! Lif tüketimimizi artıracağı gibi tokluğunuzu artıracaktır. Ayrıca sebzelerin de bol miktarda su içerdiği unutulmamalıdır.

3. İftar:

Uzun süre yemek yemediğimizde vücut besine hazır bir şekilde bekler. Uzun süren açlığın sonunda insüline duyarlılığımız artar.  Birden yediğimizde de insülin özgürlüğüne kavuşur. Bu da iftar sonrası yatma isteği, tatlı isteği, yorgunluk hali, şişkinlik ve hazımsızlığa yol açar. Bunları yaşamak istemiyorsak şu 3 basit adımı atmamız gerekiyor.
1) iftarı 1-2 bardak ılık suyla açmak
2) İnsülini dengelemesi için 1-2 adet hurma tüketmek 
3) 1-2 kepçe çorbayı yavaş yavaş tüketip minimum 10 dakika ara vermek.
Ara verdikten sonra ana yemeğe geçilebilir. Zaten bu süre içerisinde kan şekerimiz de dengelenmeye başlar. 
Ayrıca aşırı yağlı, kalorili yemekler tüketilmemeye özen gösterilmelidir.
Ne yediğimiz kadar nasıl hazırladığımız da önemli. Kızartmalar yerine fırında pişirme, haşlama, buğulama, tencere yemekleri tercih edebilirsiniz.

Gelelim tabağımızı oluşturmaya!

Tabağımızda sadece protein, sadece karbonhidrat gibi tek çeşit besin öğesine yer vermemeliyiz. Protein, kompleks karbonhidrat ve kaliteli yağ üçlemesini oluşturmalıyız. 
Protein kaynakları olarak et,tavuk,balık,hindi gibi hayvansal kaynakların yanı sıra yeşil mercimek, kuru fasulye, nohut gibi bitkisel protein kaynakları da tercih edilebilir.
Protein kaynaklarının yanına mutlaka bir sebze eklenerek lif alımızı artırabilirsiniz. Haşlanmış sebzeler, salatalar, zeytinyağlılar, yoğurtlu mezeler tercih edilebilir.
Karbonhidrat kaynağı olarak bazı günler pide, bulgur pilavı, basmati pirinç, tam tahıllı ekmekler porsiyon kontrolüyle kişinin alması gereken enerji doğrultusunda tabağa eklenebilir. Burada her zaman olduğu gibi yediğimiz miktar önemlidir.

Peki ya tatlı? :)  Hiç mi yemeyelim?

Hiç yemeyeceğiz diye bir genelleme olmadığı gibi hep yiyeceğiz diye de bir genellememiz yok :) Yenebilir tabii ki. Ama yediklerimizin %70-80'i bu önerilere uygun olmalı. :) Sonrasında aşırıya kaçılmayacak şekilde hafif tatlılar tüketilebilir. Şerbetli, yoğun tatlılar yerine daha hafif sütlü, meyveli tatlılar tercih edilebilir. Her gün olarak rutine bindirmek yerine tatlı-meyve-kuruyemiş gibi ara öğünleri çeşitlendirmeye çalışabilirsiniz. Ara öğün alternatifleri için instagram hesabımdaki tarifleri deneyebilirsiniz :)

Şimdiden Hayırlı Ramazanlar...
Sorularınızı yorumlara bırakmaktan çekinmeyin!
REFLÜ VE BESLENME
Beslenme

REFLÜ VE BESLENME

Mide içeriğinin yemek borusuna geçmesi sonucu oluşan bir rahatsızlıktır. Yemek borusunun altında mide geçişindeki kapının bozukluğundan kaynaklanır. Genellikle yemek sonrası ve uykuda görülür. Hastalığın gelişimine bazı hormonlar, çeşitli ilaç ajanları, diyet gibi faktörler sebep olmaktadır.Bunların yanı sıra mide fıtığı, tekrarlayan kusmalar, gebelik ve obezite de hastalığa sebep olan diğer faktörlerdir.
Tedavide yaşam tarzı değişikliklerinin olumlu etkileri bulunur. Bu anlamda sizlere beslenme ve yaşam tarzı biçiminizde dikkat etmeniz gereken noktalara birlikte değinelim.

Yaşam Tarzı Değişiklikleri:

  • Abdominal (karın) basıncını artıran sıkı kemer, kıyafet gibi uygulamalardan kaçının.
  • Yemekten hemen sonra uzanıp yatılmamalı en az 3 saat geçmesine özen gösterin
  • Yatakların baş kısımlarını 20-25 cm yükseltin.
  • İlaçları yeterli su ile birlikte dik pozisyonda içmeye özen gösterin
  • Alt özefagus basıncını azalttığından dolayı sigara-alkol kullanmayın.

Beslenme Önerileri:

  • Öğünlerinizi az az-sık sık olacak şekilde planlayın
  • Yemeklerinizi yavaş yemeye ve iyi çiğnemeye özem gösterin
  • Yemeklerinizi kızartmayın ve kavurmayın
  • Yemek yerken su,ayran soda vs. gibi sıvı alımından uzak durun, Bunun yerine sıvı tüketimini öğün aralarına yerleştirin
  • Yiyeceklerinizin ve içeceklerinizin çok sıcak veya çok soğuk tüketmeyin
  • Sakız çiğnemeyin. (Bu konuda bazı çalışmalar tam tersini savunabiliyor.)
  • Yenilmemesi Gereken veya Çok Az Miktarda Tüketilebilecek Yiyecek ve İçecekler:
  • Yağlar (tereyağı-margarin) ve yağlı besinler (yağlı etler, yağlı peynir, tam yağlı süt-yoğurt, mayonez, kaymak, krema, sosis, salam, pastırma, yağlı soslar)
  • Kızartma ve kavurma yöntemi ilepişirilmiş besinler
  • Et suyu ve et suyu içeren besinler, et suyu tabletleri
  • Tüm baharatlar (acılı-acısız)
  • Soğan Sarımsak
  • Nane
  • Turunçgiller (portakal-mandalina-limon-greyfurt) ve suları
  • Domates,salça, ketçap, domates sosları
  • karbonatlı içecekler (kola, gazoz, meşrubat vb)
  • Çikolata, kafeinli veya kafeinsiz kahve, çay, neskafe
  • Alkol
BESLENMENE RENK KATMAYA VAR MISIN?
Beslenme

BESLENMENE RENK KATMAYA VAR MISIN?

Merhaba,
Bu yazıyı okumaya başladıysan sağlığın, beslenme düzenin, fazla kilon veya hayatın için güzel bir adım atmaya hazırsın demektir. Sadece erteliyorsun veya bu ihtiyacını hissetmemek için belki de daha fazla besin tükettiğin bir döngüdesin...
İşte buna 'DUR!' demek ve sizi harekete geçirmek için buradayım! Sürdürülebilir bir beslenme düzenini size aktararak, 1 hafta boyunca size destek olarak, her günün rengine özel içecekler ile günümüzü renklendirerek 'sağlıklı beslenme' anlamında ilk adımınızda Gökkuşağı Kampı ile yanınızda olacağım! İşte bu yüzden bizimle 'Zayıflama sürecinize renk katmaya var mısınız?🌈' 

Gökkuşağı Kampı nedir?

Gökkuşağının 7 rengini içeren her güne özel içeceklerin bulunduğu bir programın içerisinde olacaksınız. Zoom görüşmesiyle başlayacak olan programımız hafta boyunca whattsapp grubumuz üzerinden motivasyonumuzu yüksek tuttuğumuz, su tüketimlerini hatırlattığımız, öğünlerimizi paylaştığımız, egzersiz önerileri ve hatırlatmalarının olduğu eğlenceli ve enerjik bir sürece dönüşecek. 1 haftanın sonunda tekrar zoom görüşmesi üzerinden kamp değerlendirmesi ve sonuçları paylaştığımız toplantı ile programımızı sonlandıracağız. Sürekli ertelediğiniz sağlıklı beslenmeye geçiş, Gökkuşağı renklerini içeren 7 günlük bir serüven, başlangıçtır.

Programın içinde neler var?

🌈1 hafta boyunca whatsapp grup iletişim
🌈2 gün Zoom üzerinden beslenme eğitimi/yeme farkındalığı eğitimi-sonuç değerlendirme
🌈Soru-cevap imkanı. Gün içerisinde belirlenen saatlerde istediğiniz soruları sorabilirsiniz.
🌈Her gün su tüketimi-egzersiz durumu-öğün içerikleri takip
🌈Her günün rengine özel içecek tarifleri (pdf şeklinde iletilecektir)
🌈Program sıvı detoksu değildir. Bol lifli, dengeli, sağlıklı beslenerek kilo vermek hedeflenmektedir.
🌈Katılan 1 kişiye 1 aylık ücretsiz online diyet çekilişi
🌈İlk kayıt olan 5 kişiye %20 indirim

Programın amacı nedir?

Sağlıklı beslenmek isteyip bir türlü harekete geçemeyen bireyleri hareketlendirmek, grupla birlikte o motivasyonu sağlamak ve devamlılık oluşturabilecek davranışlar kazandırmak. 

Kimler katılabilir?

👉Doğru beslenmeyi öğrenmek ve sağlıklı beslenmek isteyen herkes
👉Fazla kilo problemi olup bir türlü başlayamayan
👉Diyetisyene gidemeyen ancak bir destek bekleyen
👉'kilo problemim yok ama kötü besleniyorum, kendime gelmem lazım!' diyen
👉Hayatıma biraz renk katmak istiyorum diyen herkes katılabilir.

Kilo verir miyim?

Programın ilk amacı kilo vermek değil sürdürülebilir beslenmeye ilk adımları atmaktır. Fazla kiloya sahipseniz kilo verimi beslenme düzenine bağlı olarak mutlaka olacaktır. Unutmayın önemli olan ilerlediğiniz süreç boyunca keyif almaktır. Sonucu kaçınılmaz güzel olacaktır.

Program ne zaman başlayacak?

13-18 Şubat = Kayıt
20 Şubat      = Zoom üzerinden tanışma + beslenme eğitimi 
21-27 Şubat = BESLENMEDE GÖKKUŞAĞI KAMPI
28 Şubat      = Tartılma + Zoom üzerinden durum değerlendirme 

Program Katılım Ücreti Ne kadar?

7 Günlük kampımız; zoom toplantısı+ beslenme eğitimi + her güne özel içecek tariflerini içeren pdf + Whatsapp grup üzerinden günlük takip + değerlendirme formu = 70 ₺
DEMİR EKSİKLİĞİ ANEMİSİ VE BESLENME
Beslenme

DEMİR EKSİKLİĞİ ANEMİSİ VE BESLENME

Anemi, dünya nüfusunun yaklaşık üçte birini etkilemektedir. Daha çok kadınlarda görüle bir sağlık sorunudur. Beslenme anemileri genellikle hemoglobin (oksijen dolaşımı) ve eritrosit sentezleri için kullanılacak olan besin öğelerinin yetersiz alınması ve kullanılması sonucu oluşmaktadır.
Demir eksikliği anemisi en yaygın görülen anemidir. Bu yazımızda Demir Eksikliği Anemisinden, demir içeren besinlerden ve demir emilimini artıran-azaltan yöntemlerden bahsedeceğim.

Demir Eksikliği Nedenleri:

Diyetle yetersiz demir alımı, vücutta demir emilim bozuklukları ve kanama (barsak parazitleri, menstruasyon kanamaları, hemoroid, gastrik ülserler, huzursuz bağısak sendromu, varisler vs.) gibi sebeplerle vücutta demir kaybının artması demir eksikliğine neden olmaktadır.

Demir Eksikliği Belirtileri:

  • Halsizlik
  • Huzursuzluk
  • Çarpıntı
  • Yorgunluk
  • Baş ağrısı
  • Bebeklerde gelişme geriliği
  • Tırnaklarda düzleşme
  • Kaşık tırnak
  • İskelet sisteminde bazı bozukluklar

Hem Demir Nedir, Hem Olmayan Demir Nedir?

Demir besinlerde hem ve hem olmayan olmak üzere iki farklı şekilde bulunmaktadır.
Hem demir, kolay emilir ve emilim oranı yüksektir. Karaciğer, sığır eti, yumurta gibi hayvansal kaynaklı yiyeceklerin hem demir oranı yüksektir.
Hem olmayan demir ise indirgenerek emilmektedir. Emilme oranı düşüktür. Bitkisel kaynaklı yiyeceklerde bulunur.

Demir İçeren Besinler

Karaciğer, kırmızı et (koyun-sığır), tavuk, yumurta, balık, yeşil Sebzeler, diğer sebzeler, portakal, elma, çilek, kuru kayısı, kuru üzüm, pekmez, tahin, kurubaklagil, ekmek, pilav, makarna, süt, yoğurt, fındık, badem gibi besinlerin çoğunda demir bulunmaktadır. Zengin demir kaynakları ise aşağı listelenmiştir.
  • Kırmızı et
  • Beyaz et
  • Yumurta
  • Üzüm
  • Pekmez
  • Kuru meyveler (kuru üzüm, kuru kayısı vb.)
  • Yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak, pazı, pırasa vb.)
  • Kuru baklagiller (özellikle yeşil mercimek)
  • Fındık
  • Badem
  • Susam

Demir Emilimini Artırmanın Yolları:

Demir kaynaklarıyla birlikte C vitamini alımı:
Yeşil yapraklı bir sebze yemeğinin üzerine eklediğiniz limon, Yeşil yapraklı salatalarınızın üzerine eklediğiniz nar, kivi, çilek gibi meyveler, kahvaltınızda yumurtanızın yanına eklediğiniz portakal, mandalina gibi meyveler veya çiğ maydanoz, roka, tere gibi sebzeler demir kaynağıyla birlikte c vitamini alımını sağlayarak demir emilimini artırmaktadırlar.
Tahılları mayalandırarak tüketmek:
Fitatlardan demirin ayrılmasını sağayarak demir emilini artırmaktadır.
Ana öğünlerden çay-kahveyi çıkarmak:
Çay ve kahvenin içerisinde bulunan fenolik bileşikler demir emilimini azaltabilmektedir. Yemeklerle birlikte değil yemekten 1 -2 saat sonra tüketilmesine özen gösterilmelidir. Öğünlerle birlikte içilen çay-kahve demir emilimini %50 azaltmaktadır.
Karbonat kullanmamak:
Kurubaklagillerin çabuk pişmesi için suyuna eklenen karbonat demir emilimini azaltmaktadır.
Gerektiğinden fazla posa almamak
Sebzelerde bulunan lif hem olmayan demir emilimini engelleyebilir.
Yumurta Pişirme Süresi:
Yumurta sarısı çiğ olarak tüketilmemelidir. Pişirme süresi 5-8 dk aralığında olmalıdır. Etrafında olşan yeşil halka demir-sülfür halkasıdır ve demir emilimini azaltmaktadır.

Demir Takviyesi

Demir takviyesi gerekli durumlarda doktorunuzun önerisi ve miktarı doğrultusunda alınabilir. Demir takviyeleri aç karnına alınmalıdır. Yanında tüketilen c vitamininden zengin bir yiyecek veya içecek demir emilimini artıır. Süt veya peynir grubu gibi kalsiyumdan zengin bir yiyecek veya içecekle içilmesi ise emilimini azaltır. Bu sadece takviye durumlarında geçerlidir.


 
OKUL DÖNEMİNDE BESLENME
Beslenme

OKUL DÖNEMİNDE BESLENME

Okul çağı ülkemizde 6-14 yaş arası kabul edilir. Öğrenme ve kavrama işlevlerinin öneminin arttığı bu dönemde beslenme büyük bir yere sahiptir.
Okul çocuklarında enerji ve besin ögelerinin yetersiz ve sağlıksız kaynaklardan alımı okuldaki başarısını, büyüme ve gelişmesini olumsuz şekilde etkilediği çok açıktır.
Okul çağı ile birlikte çocuklar sosyal ortamda, ev dışında beslenmeye başlar ve yemek seçimlerinde özgürleşmeye başlarlar. En yakın çevresi olan ailesini, arkadaşlarını ve öğretmenini rol model alır. Bu sebeple çocuklardan önce kendi seçimlerimizi sağlıklı kaynaklardan yana yapmalı ve örnek olabilmeliyiz. O yüzden ailelere ve öğretmenlere burada büyük görev düşmektedir.
Aşağıda belirteceğim bütün maddeler okul çağı çocuklarının beslenmesi açısından çok önem taşıyor. Bu yüzden her bir madde üzerinde düşünmeli ve uygulamak için ebeveynleri, öğretmenleri olarak çabalamalıyız. Çünkü hayat boyu sürecek olan beslenme alışkanlıkları bu dönemde başlıyor. Çalışmalar yetişkinlik döneminde ortaya çıkan diyabet, kardiyovasküler hastalıklar, insülin direnci, obeziteden kansere kadar bir çok hastalığın çocukluk dönemindeki beslenmeyle ilişkili olduğunu gösteriyor.
Gelelim maddelerimize:
  • Tek bir besin ya da tek bir öğün değil, bir günde tüm besin gruplarını tüketmesini sağlamalıyız. Yani dengeli tabak, dengeli gün modeli😉
  • Kahvaltıyı kesinlikle atlamamalıyız. Derslere daha iyi konsantre olabilmek, kavrama yeteneklerini artırmak,  başarıyı artırmak için sabah kahvaltısı çok önemlidir.
Yapılan bir çalışmada ders öncesinde saf karbonhidrat tüketen çocukların kompleks karbonhidrat tüketen çocuklara göre ders dinleme süresinin daha kısa olduğunu ve dikkat toplamada zorluk yaşadığı gösterilmiştir. Bu sebeple kahvaltı tabağını çeşitlendirmeli ve basit karbonhidrat kaynaklarından uzak durmalıyız. 
  • Büyüme sürecinde oldukları için proteine olan ihtiyaçları fazladır. Gün içerisinde kırmızı et, balık eti, tavuk eti, süt ürünleri, yumurta, peynir grubundan toplamda 3-4 porsiyon tüketmeleri gerekmektedir.
  • Yağlar en önemli enerji kaynağıdır ve beyin gelişimi için elzemdir. Bu yüzden sağlıklı yağ çeşitlerinden günlük olarak tüketimi sağlanmalıdır. Doymuş yağ içeriği yüksek olan besinlerden uzak durmalıdır.
  • Demir, kalsiyum, riboflavin, A ve C vitamini çocuklarda genellikle eksiktir. Eğer eksiklik varsa beslenmenin yanı sıra takviye alımı sağlanabilir fakat gelişigüzel vitamin-mineral takviyeleri faydadan çok zarar verir. Mutlaka doktorunuza danışın.
  • Çocuklarda iştah kontrolünü sağlamak için ara öğün alışkanlığı çok önemlidir. Ara öğün yapma kazanımı için beslenme çantasından yardım alın.
  • 3 ana 3 ara öğün olacak şekilde gününü planlayın. Ayaküstü abur cuburlara sık sık yer vermeyin.
  • Kantinden abur cubur almak yerine beslenme çantasından atıştırmalığını almasını sağlayın.
  • Beslenme çantasına o öğün ihtiyacına göre sevdiği kuruyemişler, kuru ve taze meyveler, peynirli-kaşarlı sandviçler, tostlar, ev yapımı kek-kurabiye-poğaça, hurma ve hurma ile tatlandırılmış atıştırmalıklar eklenebilir.
  • İçecek olarak hazır meyve suyu, kola, fanta gibişekerli içecekler yerine süt, ayran, kefir, ev yapımı komposto, taze sıkılmış meyve suları tercih edilebilir.
  • Okulda öğle yemeği saati varsa ve okula yemek götürmesi gerekiyorsa seveceği bir kutu edinip ev yemekleri götürülebilir veya ton balıklı tam buğday sandviç, peynirli-zeytinli tost, domates-peynirli sandviç, ev yapımı peynirli börek, peynirli tam buğday makarna gibi karbonhidrat-protein ihtiyacı karşılanabilir yanına süt,ayran, kefir ile he besleyiciliği hem lezzeti hem de doyuruculuğu artırılabilir.
  • Omega 3 alımını sağlamak için haftada 2 kere taze balık, her gün 1-2 adet ceviz tüketimi sağlanmalı ve ıspanak, semizotu, brokoli gibi koyu yeşil sebzelere yer verilmelidir.
  • Propolis, probiyotik takviyelerinden yardım alınabilir.
Aşağıdaki tabloda beyin gelişimi için önemli yağ asidi olan omega-3 kaynaklarını sıraladığım tabloyu sizinle paylaşıyorum.
Unutmayın sağlıklı bir gelecek için en iyi yatırım beslenmedir. 😉 
Sağlıkla Kalın🍀
İNFLAMASYON / ENFEKSİYON
Beslenme

İNFLAMASYON / ENFEKSİYON

İnflamasyon yani iltihaplanma, vücudumuzun bir sorun olduğunu ve tehlikede olduğunu anlatma biçimidir. Diğer bir tanımla vücudun kendisini enfeksiyon, hastalık ve yaralanmadan korumak için verdiği tepkidir. Bu tepki her zaman zararlı bir durumun varlığı anlamına gelmez. Vücudumuzun savaştığının da göstergesidir.

İnflamasyon akut ve kronik olmak üzere ikiye ayrılır. Akut yani kısa süreli enflamasyon kızarıklık, ağrı, kesik ve şişme gibi durumlarda enfeksiyona karşı savaşmaya yardımcı sitokinler denen maddelerin üretimini artırır ve bağışıklığı güçlendirir. Böylece iyileşmemize yardımcı olur. Kronik yani uzun süreli enflamasyon ise sessizdir. Herhangi bir belirti vermeden ilerler. Şeker hastalığı, kalp rahatsızlığı, karaciğer yağlanması ve kanser giibi birçok hastalığa sebep olabilir. Travma, enfeksiyon, sepsis ve kanser gibi akut ve kronik enflamatuvar karekterdeki hastalıklar düşünüldüğünde metabolik süreçte önemli değişiklikler gözlemlenir.

Enflamatuvar karakter taşıyan hastalıkların çoğunda net bir yıkım (katabolizma) olayı görülür. Hem deney hayvanlarında hem deney insanlarında yapılan çalışmalar bu rahatsızlıkların iyileşmesinde beslenmenin önemini ortaya çıkarmıştır. Bunun önemini de ikiye ayırmıştır. Birincisi hastalıkla karşılaşan bireyin o zamana kadarki beslenme alışkanlıkları ve düzeyi, ikincisi ise hastalıkla karşılaşıldıktan sonra alınması gereken tedbirlerdir. Bu tedbiler arasında en önemli seviyede ise beslenme şeklinin doğru düzenlenmesi yer alır. Beslenme konusunu ayrıntılı inceleyecek olursak:

YAĞ

Diyetteki yağ türü ve miktarı sitokin biyolojisini etkiler. Omega-3, omega-6 ve omega-9 pro-enflamatuar etki göstermekte ve sitokin düzeylerini artırmaktadır. Son verilere göre zeytinyağının immün sistem üzerine olumlu etkileri vardır. Diyetin lipit içeriğinin yüksek olması ise bağışıklık sistemini baskılamaktaadır.

Protein

Önemli travma, sepsis ve enfeksiyon durumunda protein metabolizmasında değişiklikler gözlemlenir. Glutamin ve arginin amino asitlerinin bağışıklık istemi üzerine önemli etkileri vardır. Dolayısıyla olumlu etkilerinin olduğu rapor edilmektedir.

Mineraller ve Vitaminler

İnflamasyon durumunda birçok mineral ve vitaminin önemli foksiyonları vardır. Özellikle E, C ve A vitaminleri, bazı karotenoidler ve flavanoidlerin sitokinler ve antioksidant kapasitesi üzerine olumlu etkileri bulunmaktadır.

Aşağıdaki Tabloların birincisinde enflamasyonu azaltmaya yardımcı olan besinleri ikincisinde ise enflamasyona sebep olan besinleri listeledim. Hastalıklarla karşılaşmadan önce bu tabloyu bilmek ve uygulamak hastalıklara yakalanma riskimizi büyük oranda düşürmeye yardımcı olacaktır. Ne demiş Hipokrat ''Besinler ilacınız, ilacınız besin olsun!'' 
Sağlıkla Kalın 🍀

SINAV DÖNEMİNDE BESLENME
Beslenme

SINAV DÖNEMİNDE BESLENME

Zihin gelişimi, odaklanmak ve konsantreyi artırmak için doğru beslenmek çok önemlidir. Beslenmenin başarıya etki etmesi için sınav gününde doğru beslenmek tabii ki yeterli olmuyor. Özellikle sınav dönemi yaklaştıkça performansımızı artırmak için beslenme düzeni ve içeriği çok daha önemli hale geliyor.
Sınava son 2 hafta kala başlığı altında dikkat etmemiz gereken noktalara birlikte değinelim:

Aynı saatlerde yemek yemeye özen gösterin.

Bu konuda özellikle uyku düzeni sınav sabahı kalkılacak olan saate göre düzenlenmeli ve kahvaltı saati de ona göre planlanmalıdır.  
Kahvaltıyı Mutlaka Yapın! Sınavda enerji harcanacağı için sınava kahvaltısız bir şekilde girmek performansınızı olumsuz etkiler. Rutin hayatınızda nasıl kahvaltı yapıyorsanız sınav günü de aynı besinleri tüketmeye özen gösterin. Sağlıklı bir kahvaltı alternatifi olarak tüm besin gruplarının yer aldığı sağlıklı bir tabak modeli oluşturulabilir, protein kalitesi yüksek olan yumurta-peynir tercih edilebilir.

Yeni tatlar/yemekler denemeyin!

Yeni yiyecekler midenizi bozabilir. Beklenmedik yan etkiler yapabilir, alerjik olabilir, dokunabilir. Bu yüzden son zamanlarda yeni tatlar denemekten uzak durun!
Ev yemekleri tüketin! İçeriğini ve nasıl yapıldığını bildiğiniz yemekleri tüketmek çok önemli. Dışarıda yemek yemekten uzak durun. Çünkü bozulmuş bir besin kullanımı, zehirlenmeler gibi durumlar gecenizi hastanede geçirmeye sebep olabilir.

Basit şekerden uzak durun!

Zihnim açılsın diye ağzımıza attığımız şeker, çikolata gibi basit şekerler ani kan şekeri dalgalanmalarına ve sonrasında dikkat bozukluğuna neden olur. Bunlar yerine hurma, kuru üzüm gibi kuru meyveler; ceviz, badem gibi kuruyemişleri tercih edilebilir.

Aşırı yağlı ürünler tüketmeyin!

Yağlı gıdalar midede yanma hissine, mide bulantısına sebep olabilir. Özellikle sınav sabahı tüketmemeye özen gösterin.

Tuzlu Besinlere dikkat!

Tuzlu besin tüketimi su ihtiyacını artırır. Sınav sürecinde daha fazla susamaya ve sonrasında tuvalet ihtiyacına neden olabilir. Aman dikkat!

Omega-3 kaynaklarına yer verin!

Hafızayı güçlendirmek, zihin gelişimini ve konstrasyonu artırmak için omega-3 kaynağı olan balık, ceviz, koyu yeşil yapraklı sebzeler tüketin.

Kahve Tüketimine dikkat!

Daha uzun süre çalışmak amacıyla fazla kahve tüketimi uyku kalitesinde azalmaya ve uykusuzluğa sebep olabilir. Kafein içeriği yüksek kahveler yerine papatya, rezene, anason gibi rahatlatıcı bitki çaylarına yer verin.

Emeğinizin karşılığını aldığınız biir sınav olsun! Başarılar...
Ramazan Ayına Vücudumuz Hazır Mı?
Beslenme

Ramazan Ayına Vücudumuz Hazır Mı?

    Ramazan ayı müslümanların belirli saatlerde bir şey yiyip içmediği 29-30 günü kapsar. Bu süre içerisinde yeme saatleri gün batımı ile gün doğumu arasına sığdırılmakta, gündüz yerine akşam saatlerinde beslenilmektedir. Yani yeme düzeninin, öğün saatlerinin ve uyku düzeninin değiştiği bir aydır.
    Vücut düzeninin değişmesiyle birlikte uzun süreli açlık durumu, uyku düzensizliği ve hazırlıksız bir ramazana giriş vücudumuzu büyük oranda sarsmaktadır. Ramazan ayında uzun süreli açlık, susuzluk ve özellikle şeker, kahve, sigara gibi bağımlılık yapan maddelerin kullanılamaması baş dönmesi, göz kararması, halsizlik, sinirlilik, baş ağrısı, migren gibi şikayetleri de artırmaktadır.
'Oruç tutmadan önce son son yiyelim' gibi düşüncelerin de etkisiyle bir de daha fazla yemek yeme potansiyeline alışmak ileriki süreci daha fazla zorlayabilir. Biz de bu zorlanmayı yaşamamak veya en aza indirgemek için vücudumuzu yavaş yavaş hazırlamalıyız. Sonuçta robot değiliz ve bir şeye bir anda adapte olmakta zorlanabilir ve sağlık problemleri yaşayabiliriz.
İnstagram hesabımda bir arınma programı oluşturduk ve birlikte bu programımızı uyguladık. Peki sonrasında sürecimize nasıl devam edeceğiz? Tabii ki eski düzenimize dönerek değil bazı alışkanlıklarımızı değiştirerek !
O halde hemen maddeleri inceleyelim ve uygulayalım.​​​​​​

1. Su Tüketimini Artırmak:

  Arınma programımızdaki maddelerden biri de günlük 2-2,5 litre suyumuzu içmekti. Vücudumuz susuzluk dönemine girmeden önce hidrasyonunu sağlamak amacıyla su tüketimini azaltmadan her gün ihtiyacı olan sıvıyı vücudumuza vermeye devam etmeliyiz. En az 8-10 bardak suyumuzu içmeliyiz.

2. Kahve/Sigara Miktarını Azaltmak:

  Kahve, çikolata gibi besinlerin tüketimi vücudumuzdaki toksin miktarını artırır. Vücudumuzdaki toksinlerin atımı sırasında vücutta halsizlik, baş ağrısı gibi şikayetler meydana gelir. Bu yüzden oruç tuttuğumuz ilk günlerde daha bitkin oluruz. Bunu önlemek için de öncesinde yavaş yavaş bu besinlere ara verebiliriz. Örneğin günlük aldığımız kafein miktarını azaltabiliriz. Gün içerisindeki kahve miktarını bir anda kesmek yerine kademeli olarak azaltmayı deneyebiliriz.

3. Öğün Sayılarımızı Azaltmak:

Normal yaşam tarzımızda 3 ana 3 ara gibi bir düzene alışıksak bir anda 2 ana öğüne düşmek bize sağlık problemleri oluşturabilir. Bu yüzden 2 ana öğün  ve bu iki ana öğün arasında 1 veya 2 ara öğün oluşturarak yavaş yavaş 2 ana öğüne düşmeyi tercih edebiliriz.

4. Paketli gıda/Şeker Miktarını azaltmak:

Şeker bağımlılık yapan bir maddedir. Günün aynı saatlerinde canımızın tatlı çekmesinin sebebi de budur. Vücut şeker kullanarak çalışmaya alıştığı zaman şeker olmadığında baş ağrısı, sinirlilik gibi durumları meydana getirir. Bu yüzden günlük şeker ihtiyacımızı en aza indirmeyi deneyebilir, paketli gıdalar yerine taze meyveler tercih edebiliriz.

5. Bağırsak Florasını Korumak:

Değişen öğün saatleri ve susuzluk ile birlikte ramazanda en fazla yaşanan durumlardan biri de kabızlık sorunudur. Oruç tutmaya başlamadan önce bağırsak florası korunarak hatta daha sağlıklı hale getirilerek bu sorunun önüne geçilebilir. Bunun için taze meyve-sebzeleri tüketerek posa alımımızı artırabilir; düzenli olarak kefir, turşu, ev yoğurdu gibi probiyotik kaynağı bakımından zengin beslenebilir; yürüyüş yapabilir; tam tahıllı gıdalarla beslenmeyi tercih edebiliriz.​​​​​​
Sağlıkla Kalın !
 
Cilt Sağlığı ve Beslenme
Beslenme

Cilt Sağlığı ve Beslenme

    Besinler cilt sağlığını bu kadar etkiler mi? Cilt sağlığı için nasıl beslenmeliyiz? Hangi vitamin eksikliği hangi cilt sorunlarını meydana getirir? Tüm bu soruların cevabını birlikte öğrenelim.

Cilt Sağlığı

    Sağlıklı bir cildin görünümü; yüzeysel yapısı düzgün, rengi normal, hafif nemli ve esnektir. Ter ve sebum üretiminden dolayı kendine özgü kokuludur. Cildimizin iç ve dış sağlığında besinler çok önemli yere sahiptir. Ne kadar temiz içerikli beslenirsek o kadar temiz ve sağlıklı bir cilde sahip oluyoruz. Cilt hastalıklarında da yetersiz beslenmenin önüne geçtiğimiz sürece, eksik ögeleri tamamladığımız sürece belki de cildimize en faydalı tedaviyi uygulamış oluyoruz. Dışarıdan ne kadar madde sürersek sürelim içimiz temizlenmeden cildimiz sağlıklı bir görünüme ulaşamaz.
    Cildin doğal yapısını; başta beslenme bozuklukları olmak üzere, ultraviyole ışınları, zehirli bazı maddeler, mekanik etkenler, serbest radikaller bozar. Genetik yatkınlık, hormonal denge, immün sistem işlevleri, alerjik tepkimeler ve stres cilt sağlığında önemli yer tutar.
    Cildimizdeki bazı problemlerin habercisi bazı vitamin ve minerallerin eksikliğinden kaynaklanabilir. Her birine ayrı ayrı ve kısaca değinelim.

Cilt Sağlığı İle Doğrudan İlişkili Besinler:

1. Su

    Günde yaklaşık 350 ml suyu fark etmeden derimizle kaybediyoruz. Kaybedilen suyu yerine koymak ve cildi susuz bırakmamak cildin nemliliğini korumak açısından önemlidir. Günde en az 8-10 bardak su içilmelidir.

2. Protein

   Plazma proteinleri vücudumuzdaki osmatik denge için önemlidir. Kan damarlarındaki su kaybını önler. Yetersiz protein alımı kuru, çatlak ve elastikiyetini kaybetmiş bir cilt görünümüne neden olur. Günlük kg başına 0.8-1 g protein alımı sağlanmalıdır.

3. Yağlar

   Yağ alımıyla cildimiz arasında doğrudan ilişki vardır. Uzun süre yağsız beslenme egzama ile ilişkilendirilmiştir. Elzem yağ asitlerinin eksikliğinde kuru cilt, siyah ve beyaz nokta oluşumuna rastlanılmaktadır. Linoleik asit ve omega 3 yağ asitleri tüketimi önerilmektedir. Keten tohumu bu yağ asitleri açısından zengin bir besindir. Aşırı yağlı beslenme ise cildimizde olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.

4. Vitaminler

    A Vitamini ve Karatonoidler: Deri dokusunun oluşumunda, farklılaşmasında A vitamini (retinol) çok önemli bir yere sahiptir. Yetersizliği deri lezyonlarına, kuruluğa, çatlaklığa ve çatlakalardan oluşacak kanamalara neden olabilir. Dış etkenlerden olan ultraviole ışınlardan ve foto zararlardan korunmada A vitamininden yararlanılır. Özellikle kadın bacaklarında sıkça rastlanan selülitleri düzelttiğine dair çalışmalar bulunmaktadır.
    D Vitamini: Deriye ait bağışıklık sisteminin düzenlenmesinde D vitamini çok önem taşımaktadır. Sedef hastalığının tedavisinde D vitamini ve analoglarından yararlanılmaktadır. En iyi kaynağı güneş ışınlarıdır. Gün içerisinde en az 15 dk avuç içleri ve yüzümüz açık olacak şekilde güneş ışığından doğrudan yararlanılmalıdır.
    K Vitamini: Kanın pıhtılaşmasında rol oynayan K vitamini kanamaların durdurulmasını sağlar. Yaraların iyileşmesini hızlandıırır. Bazı çalışmalarda; lazer ameliyatları sonucu oluşan ezikleri düzelttiği, göz altı leke ve siyah halkaları azalttığı gösterilmiştir. Koyu yeşil yaprakli sebzelerde bulunan K vitamini yeterli ve düzenli beslenme ile vücudumuzda eksikliği nadir görülür.
    E Vitamini: Antioksidan özellğinden dolayı güneş yanıklarında, ciltte oluşan lekelerde, cilt kanserlerinde E vitamini analoglarından yararlanılır. Kabuklu kuruyemişlerden ara öğün olarak faydalanılması, sağlıklı yağların tercih edilmesi E vitamini kaynağı açısından önem taşımaktadır.
    C Vitamini: Birçok cilt hastalıklarında tedavi olarak kullanılır. Kolajen oluşumunu desteklediği için cilt sağlığında önemli yere sahiptir. Ciidin pürüzsüzlüğünü sağlar ve çarpmalardan kaynaklı yaraları önler. Varis oluşumunu önler ve tedavisinde kullanılır.Yara iyileşmesinde, akne tedavisinde, sedef hastalığında C vitamininden yaralanılır. 
    B Vitaminleri: B vitamini eksikliği nedeniyle ağız ve çevresinde büyük yaralar oluşmaktadır. Deri dökülmesinde, saç dökülmesinde, ağız yaralarında B vitamini eksiklği akla gelmelidir. B vitaminlerinden olan Biyotin cilt, tırnak ve saç hücrelerinin oluşumunda yer alır. 

5. Mineraller:

    Bakır: Cildin sıkılaşmasında, cilt esnekliğinin sağlanmasında ve güneş yanıklarında kullanılan bir mineraldir.
    Çinko: Yağ üretimini kontrol altına almada faydalanılan bu mineralden aknelerin tedavisinde yararlanılmaktadır.
    Selenyum: Cilt kanserlerini önlemede anahtar rol oynayan mineraldir. E vitamini ile birlikte işlev görür. Zararlı ışınlardan koruyucu etki yapar. Selenyum yetersizliğinde Keshan hastalığı denilen hastalık oluşmaktadır. Topraklarında yetersiz selenyum olan yerlerde bitkilerde de selenyum olmayacağından yetersizliği sık görülür.

6.Diğer ögeler:

    a-Lipoik Asit: Cilt yaşlanmasına karşı kullanılır. Sigarara kullanımından ileri gelen cilt sorunlarında yararlanılmaktadır.
    Hiyaluronik Asit: Bağ dokusunun yapısında yer aldığından hücreleri birarada tutarak cildin yumuşak ve genç kalmasını sağlar.
    Koenzim Q: Kozmetik sanayinde de kullanılan Koenzim q-10 ultraviole ışınlarına karşı koruyucudur. Cildin yaşlanmasına karşı kullanılmalıdır.

    Beslenme cilt sağlığında büyük öneme sahipken hiçbir besinin veya besin ögesinin mucizevi bir etkisi beklenilmemelidir. Dıştan yapılan temizlik kadar içten yapılan temizlik cildin sağlığı için gereklidir.
Yeterli ve dengeli beslenmek, yeterli su tüketmek, abur cubur dediğimiz paketli gıdalardan uzak durmak, aşırı baharatlı yiyecekler tüketmemek, asitli içecekler içmemek, işlenmiş etlerden uzak durmak karaciğerimizin temiz olmasını sağlar. Unutmayın karaciğerimiz ne kadar temizse cildimiz de o kadar temizdir.

Kaynak: Aksoy Meral, Diyet El Kitabı, Hatiboğlu yayınları,Ankara, 10. Basım, (2018): 477-485
Karaciğer Yağlanması ve Beslenme
Beslenme

Karaciğer Yağlanması ve Beslenme

  İtalya’da staj yaptığım üniversitede üzerinde çalıştığımız konuydu karaciğer yağlanması. Yüksek şeker ve yüksek yağ ile beslenen farelerle sağlıklı beslenen farelerin karaciğerleri ile çalışıyorduk. Öyle farklı ve dikkat çekici gelmişti ki beslenme bu kadar mı etkiler diye düşünmekten kendimi alamamıştım. Ayrıca mesleğimin önemini bir kere daha kavramıştım.

Oradaki çalışmalarımdan da yola çıkarak birçok makaleden toparladığım bilgilerle size karaciğer yağlanmasının daha çok alkol tüketimine bağlı olmayan kısmından bahsedeceğim.
Karaciğer yağlanması hafife alınılmamalıdır. İlerlediği sürece karaciğer yetmeziğine kadar kötü sonuçlar doğurabilmektedir.

Karaciğer Yağlanması Nedir?

Karaciğer ağırlığının %5’ten fazla yağ olması durumu karaciğer yağlanması olarak adlandırılır. Genel olarak alkole bağlı ve alkole bağlı olmayan olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Alkole bağlı karaciğer yağlanması adı üzerinde alkol tüketiminin aşırılığından kaynaklanmaktadır. Alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması (NAFLD) ise alkol dışı nedenlere bağlı olarak meydana gelmekte nedeni tam olarak bilinememektedir.

Alkole Bağlı Olmayan Karaciğer Yağlanması (NAFLD)

   Nonalkolik (alkole bağlı olmayan) yağlı karaciğer hastalığı tedavi edilmediği sürece basit komplikasyonsuz yağlanmadan, iltihapli karaciğer yağlanması, ilerlemiş fibroz ve siroza kadar ilerleyebilen bir hastalıktır. Günümüzde NAFLD , toplumda en sık görülen kronik karaciğer hastalığı olarak kabul edilmektedir.

  Alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanmasının nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte en önemli faktör insülin direncidir. Sedanter yaşama ve sağlıksız beslenmeye bağlı olarak oluşan obezite ve fazla kilolar karaciğerde yağ birikimini oluşturmaktadır.
  • İnsülin Direnci
  • Diyabet
  • Obezite
  • Kan yağ seviyelerinin yüksek olması
  • Bazı ilaçların sürekli kullanımı
  • Toksik maddelerden zengin gıda tüketimi
  • Çevresel faktörler
  • Sedanter yaşam
  • Gebelik

Belirtileri Nelerdir?

Olguların genellikle semptom vermemesi nedeniyle insanların çoğu karaciğer yağlanmasının olduğundan habersizdir. En yaygın semptomu sağ üst karın bölgesinde dolgunluk hissi ve ağrıdır. Bu semptomlara ek olarak görülen şikayetler şunlardır:
  • Halsizlik
  • Yorgunluk
  • Mide bulantısı
  • Göğüs ve karın bölgesinde ağrı
  • Ciltte pullanma

Tıbbi Beslenme Tedavisi

Tedavinin ilk basamağını yaşam tarzı değişiklikleri oluşturmaktadır. İlerlememiş karaciğer yağlanmasında sadece egzersiz ve beslenme planıyla hastalığın ilerlemesi durdurulabilir hatta iyileşme sağlanabilir. Obez ve kilo fazlalığı olan bireylerin kilo vermesi sağlanarak hastalık tedavi edilebilir. Çalışmalar Obez ve fazla kilolu bireylerin %10’luk kilo kaybının karaciğer hastalığını büyük oranda gerilettiğini göstermektedir. %5’lik bir kilo kaybında bile etkisini göstermektedir. Ancak ilerlemiş olan karaciğer yağlanmalarında beslenmeye ek olarak ilaç tedavisi ve hatta aşırı ilerlemiş olan hastalarda cerrahi müdahale uygulanabilir. Bu yüzden erken teşhis ve tedavi yine çok önemlidir.

1. İnsülin Direnci

İnsülin direnci, obezite, Tip2 diyabet, hiperlipidemi gibi risk faktörlerini ortadan kaldırmak ilk tedavi basamağının parçasıdır. Şöyle ki son dönemde yapılmış çalışmalarda enerji kısıtlaması ve egzersiz ile ılımlı ağırlık kaybının hem biyokimyasal bulgular hem de karaciğer yağlanması üzerine olumlu etkileri gösterilmiştir.,
Glisemik indeksi ve yükü düşük diyetlerin yağlanmada olumlu etki oluşturduğu düşünülmektedir. Bir çalışmada İnsülin direnci ve tip 2 diyabeti olan bireylerle yağılan çalışmada düşük glisemik indeksli diyetlerin insülin direncine karşı olumlu etki oluşturduğu bildirilmiştir.
Şeker içeren kek, kurabiye, şerbetli tatlılardan uzak durulmalıdır.

2. Fruktoz

Karaciğer yağlanmasının nedenlerinden birinin de fruktoz içerikli gıdaların ve içceceklerin fazla tüketimi oluşturmaktadır. Fruktoz tüketiminin artması hem obeziteyi artırmakta hem de birçok metabolik bozuklukları ortaya çıkarmaktadır. Bir çalışmada yüksek fruktozlu ve sukrozlu diyetlerin insülin direncine neden olduğu ve dolayısıyla karaciğer yağlanmasına neden olabileceği otaya konmuştur.
Paketli gıdaların tüketimini azaltarak özellikle hazır meyve suları, gazlı içecekler ve tatlılardan uzak durulmalıdır. Meyve tüketimi ise günlük alınması gereken miktar kadar olmalıdır.

3. Alkol

Alkol tüketimi ve obezite artışı Karaciğer dokularında yağ birikimine ve karaciğer enzimlerindeki değişikliklere neden olmaktadır. İlerleyen dönemde steatozise neden olabilmektedir. Alkol tüketilmemelidir.

4. Yağ Asitleri/Trigliseritler/Kolesterol

Yapılan çalışmalarda PUFA ve doymuş yağ içeren yüksek yağlı diyetler, trans yağdan zengin beslenme alışkanlıkları karaciğer yağlanmasına benzer sonuçlar elde edilmiştir. Yüksek yağlı gıdalardan, kızartmalardan, işlenmiş gıdalardan, şarküteri ürünlerinde ve hamur işlerinden uzak durulmalıdır.

6. D Vitamini

Bazı klinik çalışmalar günlük D vitamini desteğinin alkole bağlı olmayan karaciğer hastalarında insülin direncini ve ilgili parametreleri iyileştirdiğini göstermektedir.

7. E Vitamini

Yapılan bazı çalışmalarda E vitamini kaynaklarının karaciğer yağlanması hastalığında olumlu etkisi olduğu bildirilmiştir. Özellikle antioksidandan zengin ve E vitamini kaynağı olan zeytinyağı, ayçiçekyağı, badem, ceviz ve yer fıstığı beslenme programlarına eklenmelidir.

9.Kurkumin

Çok sayıda çalışmada NAFLD ile ilişkili parametrelerde önemli bir iyileşme ile ilişkilendirilmiştir.

10. Probiyotik

Bazı probiyotikler alkole bağlı olmayan karaciğer hastası olan obez çocuklarda, probiyotik kullanımı karaciğer fonksiyonunda önemli bir iyileşme göstermiştir.



Karaciğer vücudumuzun detoks organı olan ve önemli birçok işlevi olan oranımızdır. Yağlanmanın ilerlemesi fonksiyonel birçok bozukluklara yol açacaktır. Karaciğer sağlığının korunması yaşam kalitesini ve süresini olumlu derecede etkilemektedir. Karaciğer yağlanması ilerlemeden doktor kontrollerinizi yapmayı ve diyetisyeninizle size uygun beslenme programınızı uygulamayı ihmal etmeyin.

KARACİĞER DOSTU DETOKS

Malzemeler:
  • 4 adet enginar yaprağı
  • 2 adet enginar sap yaprağı
  • 1 tatlı kaşığı zerdeçal
  • Yarım limon
  • 2 su bardağı su
Yapılışı:
Enginar yaprakları ile limon 10 dakika kaynatılır. 5-6 dakika demlenmeye bırakılır. Ardından süzülür ve zerdeçal eklenir. Sabah ve akşam 1 su bardağı tüketilir. Tatlandırmak isterseniz 1 çay kaşığı bal ekleyebilirsiniz.
Şifa olsun!

Kaynaklar;
doi.org / 10.3390/nu10091153
ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC6163782/
Joaquín Cabezas, Marta Mayorga, Javier Crespo; Liver Biopsy - Indications, Procedures, Results.
ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC7674072/
Türkoğlu İ. (2020) Tip 2 Diyabet, Hipoglisemi ve Gestasyonel Diyabet ve Beslenme Tedavisi. İçinde: Yetişkin Hastalıklarında Tıbbi Beslenme Tedavisi 1. Eds: Şanlıer N, Hedefcs yayınları, Ankara
Bozbulut Rukiye (2020) Tip 1 Diyabet ve Tıbbi Beslenme Tedavisi İçinde: Yetişkin Hastalıklarında Tıbbi Beslenme Tedavisi 1. Eds: Şanlıer N, Hedefcs yayınları, Ankara
Bozkurt N. (2018) Diabetes Mellıtus ve Beslenme Tedavisi İçinde: Diyet El Kitabı Eds: Baysal A. Ve ark
Diyabet ve Beslenme (Şeker Hastalığı)
Beslenme

Diyabet ve Beslenme (Şeker Hastalığı)

14 Kasım "Dünya Diyabet Günü" olarak kutlanmaktadır. Bugüne özel olarak yazımda diyabet hakkında bilgilendirme ve beslenme önerilerine değinmek istiyorum.

    Diyabetes Mellitus (DM) halk arasında şeker hastalığı olarak bilinir. Diyabet, Pankreastan salgılanarak kan şekerinin kullanımını düzenleyen İnsülin hormonu salgısının tamamen veya kısmen yetersizliği veya eksikliği sonucu organizmanın karbonhidrat, yağ ve proteinlerden yeterince yararlanamadığı kronik metabolizma hastalığıdır. Sürekli tıbbi bakım gerektirir. En önemli tedavi beslenme tedavisidir. Genel olarak Tip 1, Tip 2, Gestasyonel ve diğer özel nedenlere bağlı olmak üzere 4’e ayrılır.

Tip 1 Diyabet

Pankreas hücrelerinin zedelenmesi veya kaybına bağlı olarak gelişen mutlak insülin eksikliği ile ortaya çıkar. Vücudun kendi kendisine yaptığı saldırı nedeniyle beta hücre hasarı meydana gelir.
Genetik geçişli olduğu düşünülmekle beraber, virüsler, bakteriyel bazı toksinler, erken dönemde inek sütü kullanımı neden olabilir.

Tip 2 Diyabet

Beta hücre fonksiyonunda azalma ve dokulardaki insülin duyarsızlığı başlıca sorun olarak görülür. Tip 2 Diyabet insülin eksikliği ve insülin direncinin rolü ile hiperglisemi oluşturmaktadır. Daha çok çevresel faktörler nedeniyle yanlış beslenme alışkanlıklarının ve aşırı kilonun sebep olduğu biçimidir. Kalıtım, uzun süre ilaç kullanımı, tansiyon, enfeksiyonlar, fiziksel ve psikolojik travmalar bazı pankreas hastalıkları ortaya çıkmasını kolaylaştıran etmenlerdir. Genellikle yetişkinlerde görülür.

Gestasyonel Diyabet

Gebelik sırasında başlayan veya ilk tanısı gebelik sırasında konan diyabet olarak tanımlanır.

Nedenleri Nelerdir?

  • Aile öyküsü bulunanlar (kalıtım)
  • Fazla kilolu bireyler
  • Göbek çevresi yağlanması
  • Düzensiz ve sağlıksız beslenme
  • Kan yağ değerleri yüksek olan bireyler
  • Tansiyonu olan hastalar
  • Sedanter (hareketsiz) yaşam
  • Diyabet’in Klinik Bulguları
  • İdrarla glikoz atılımı
  • Çok sık tuvalete çıkma isteği
  • Aşırı su içme isteği
  • Açlık hissinde artmaya bağlı çok yeme
  • Ağızda aseton kokusu
  • Yorgunluk
  • Cilt yaralarında geç iyileşme
  • Bulanık görme
  • El ve ayaklarda karıncalanma-uyuşma
  • Sık enfeksiyon

Diyabette Tedavi

  • Tıbbi beslenme tedavisi
  • İnsülin/ilaç tedavisi
  • Eğitim
  • Fiziksel aktivite

Diyabet ve Tıbbi Beslenme Tedavisi

Beslenme tedavisi; diyabette ve diyabet ile ilişkili hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde tedavinin vazgeçilmez bileşenidir. Amerikan Diyetisyenler Derneği ve Amerikan Diyabet Birliği tip 1 ve Tip 2 diyabetlilerin tanıyı izleyen ilk 1 ay içinde, gestasyonel diyabet olgularının ise tanıyı izleyen ilk hafta içinde bir diyetisyene sevk edilmesini önermektedir.
  1. Diyabet riski olan kilolu veya obez bireylere kilo kaybı önerilir. Kilolu ve insüline dirençli obez bireylerde %5 civarındaki ağırlık kaybı bile insülin direncini azaltır.Çok düşük karbonhidrat içeren diyetler önerilmez. Düşük karbonhidratlı diyetler düşük yağlı diyetler ile benzer olarak ağırlık kaybı sağlar ancak kolesterol düzeylerini yükseltir. Kısa sürede olumlu etkileri olsa bile uzun vadede olumlu etkiler korunamaz.
  2. Yeterli posa alımı sağlanmalıdır. Sebze ve meyve tüketimine özen gösterilmelidir. Posadan zengin diyet tüketiminin bozuk glikoz toleransı olan bireylerde olumlu etki göstermiştir.Günlük kalori ihtiyacı 6 öğüne paylaştırılmalı, az az ve sık sık yenilmelidir. Uzun süreli açlıklar kan şekerinde büyük dalgalanmalara sebep olmaktadır. Bu yüzden öğün aralıklarına dikkat edilmelidir.
  3. Günlük almanız gerek enerji, karbonhidrat, yağ ve proteinlerin oranları dengeli bir şekilde ayarlanmalıdır. Karbonhidratların dağılımı ara ve ana öğünlere diyetisyeniniz tarafından belirlenmiş oranlarına göre yapılmalıdır.
  4. Kompleks karbonhidratlar tüketilmelidir. Basit karbonhidratlardan uzak durulmalıdır. Basit karbonhidratlar kan şekerinde ani iniş çıkışlara sebep olur.
  5.  Besinler her gün aynı saat aralıklarında tüketilmelidir.
  6. Fiziksel aktivitede bulunulmalıdır. Fiziksel aktivite yapmak vücudun kandaki şekeri daha iyi kullanmasını ve özellikle tip 2 diyabetlilerde insülin salınımının artmasını sağlar.
  7. Gebelikte görülen diyabette uygun ağırlık kazanımını sağlayacak yeterli enerji alımı önerilir. Zayıflama diyetleri önerilmez. Ancak fazla kilolu veya obez Gestasyonel Diyabetliler için hafif-orta derecede enerji ve karbonhidrat kısıtlaması uygun olabilir.

Beslenme Önerileri:

  • Öğünler her gün aynı saat dilimlerinde tüketilmeli
  • Besin grupları bakımından dengeli tabaklar tüketilmeli
  • Basit karbonhidratlar yerine kompleks karbonhidratlar tüketilmeli (Beyaz ekmek yerine tam buğday tercih etmek gibi)
  • Paketli gıdalardan uzak durulmalı yerine sağlıklı alternatifler kullanılabilir.
  • Şeker ve şekerden yapılmış kek, çikolata bisküvi gibi besinlerden uzak durulmalı
  • Beyaz un içeriği yüksek olan poğaça, börek, çörek gibi besinler tercih edilmemeli
  • Yeterli posa alımı için sebze, meyve ve salata her gün tüketilmeli
  • Ara öğünlerde karbonhidrat alımıyla birlikte protein alımı sağlanmalıdır. Meyve ile birlikte süt/kefir/yoğurt/peynir tüketimi gibi.
  • Her gün en az 1.5-2 litre su tüketilmeli
Kaynak:
Türkoğlu İ. (2020) Tip 2 Diyabet, Hipoglisemi ve Gestasyonel Diyabet ve Beslenme Tedavisi. İçinde: Yetişkin Hastalıklarında Tıbbi Beslenme Tedavisi 1. Eds: Şanlıer N, Hedefcs yayınları, Ankara, s: 357-401
Bozbulut Rukiye (2020) Tip 1 Diyabet ve Tıbbi Beslenme Tedavisi İçinde: Yetişkin Hastalıklarında Tıbbi Beslenme Tedavisi 1. Eds: Şanlıer N, Hedefcs yayınları, Ankara, s: 404-434
Bozkurt N. (2018) Diabetes Mellıtus ve Beslenme Tedavisi İçinde: Diyet El Kitabı Eds: Baysal A. Ve ark. s:257-284
Gastrit ve Beslenme
Beslenme

Gastrit ve Beslenme

    Gastrit, mide mukozasının yani mide iç yüzeyinin iltihaplanması ile oluşan mide hastalıklarından biridir. Mide dokusunun zarar görmesiyle enfeksiyon gelişir. Tedavi edilmediği sürece veya nedene yönelik tedavi işe yaramadığı durumda kronikleşir ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiler.

Gastrit oluşum nedenleri nelerdir?

  • Bazı ilaçlar
  • Kimyasal maddeler
  • Alkol ve sigara kullanımı
  • Bazı enfeksiyonlar (özellikle Helicobakter Pylori gibi bakteriler nedeniyle oluşan)
  • Genetik Faktörler
  • Beslenmeye bağlı olarak da:
  • Aşırı kahve tüketimi
  • Koyu çay tüketimi
  • Baharatlı yiyecek tüketimi
  • Asitli içecek tüketimi
  • Tüketilen yiyeceklerin hijyenik olmaması

Belirti ve Bulguları 

  • Mide ağrısı/yanması
  • Bulantı-kusma
  • Halsizlik
  • Hıçkırık
  • İştahsızlık
  • Geğirme isteği
  • Ağızda ekşi tat
  • Karnın üst kısmında şişkinlik

Gastritte Tıbbi Beslenme Tedavisi

Akut ve kronik olarak iki grupta incelenmekte olan gastritin tedavisinde akut durumda mideyi dinlendirmek adına intravenöz beslenme desteği sağlanabilir. İlerleyen günlerde de öğün sayısı arttırılarak ve öğün hacimleri küçültülerek beslenmeye başlanabilir. Genellikle sulu, az posalı, yumuşak besinler tercih edilmelidir.

Kronikleşmiş gastrit durumunda ise dikkat edilmesi gereken genel kurallar vardır. Yeterli ve dengeli beslenme ile semptomlar kısa sürede düzelir.
Asit dengesizliğinden dolayı kalsiyum ve demir gibi bazı besin ögelerinin emiliminde azalma olabilir. Bu da anemiye neden olabilmektedir. Eksikliğinde takviye alınabilir.

Yenilmemesi Gereken veya Çok Az Miktarda Tüketilebilecek Yiyecek ve İçecekler
  • Yağlar yağlı besinler /Yağlı etler, tam yağlı peynirler/yoğurt/süt, mayonez, kaymak, yağlı soslar,
  • Kızartmalar mide bulantısını artırabilir
  • Asit içeriği yüksek olan domates, salça, ketçap, domatesli soslar, sirke
  • Turunçgiller (portakal, mandalina, limon, greyfurt, vb.) ve suları mide asitini artırabilir
  • Kurubaklagiller, bulgur, yarma ve bu gıdaları içeren yiyecekler midede şişkinlik ve gaz yapabilir
  • Et suyu ve tabletleri
  • Acılı veya acısız tüm baharatlar mideyi harabiyete uğratabilir
  • Turşu, zeytin, konserve gibi aşırı tuzlu besinler mideyi tahriş edebilirler.
  • Mideyi tahriş edeceğinden dolayı asitli ve karbonatlı içecekler (kola, gazoz, vb.)
  • Kafein içeren koyu çay, kahve tüketimi mideyi uyarabilir
  • Alkollü içecekler ve sigara
Öneriler
  • Yemekler az az ve sık sık tüketilmeli
  • Bir öğünde çok fazla besin tüketilmemeli
  • Yemekler yavaş yavaş yenmeli ve iyi çiğnenmeli
  • Çok sıcak ve çok soğuk yiyecekler mideye zarar vereceğinden dolayı tüketilmemeli
  • Meyveler kabuksuz tüketilmeli
  • Kızartılmış, Kavrulmuş yiyecekler yenmemeli. Yemeklerde tüm yiyecekler çiğden konulmalı, kavrulmamalı.
  • Koyu çay, kahve, alkol, acılı baharat yağlı soslardan uzak durulmalı
  • Öğün atlanmamalı Öğün atlayarak bir sonra ki öğünde fazla yemek yemek , zamanla midede harabiyete neden olarak gastrit oluşumunu tetikler.
Tuz
Beslenme

Tuz

    Mutfağımızdan eksilmeyen, sofralarımızın baş tacı olan ‘’tuz’’ hakkında bilinçlenmemiz gerekmektedir. Tuz gibi bazı besinler yasak olabilir, az tüketilmesi istenebilir bunların nedenlerini ve vücudumuzda yaptıkları etkilerini bilmek bizleri doğal olarak olması gereken miktarlarında tüketmeye teşvik eder.

    Bugünkü konumuz ise TUZ !

    Yetişkin bireyler sağlığın sürdürülebilmesi amacıyla günde 3-4 gram tuza ihtiyaç duyarlar. Tuz, sağlığımız için önemli bir bileşendir. İçerisinde ‘’Sodyum’’ dediğimiz minerali bulundurur. Sodyum ise kan basıncında, asit baz dengesinde ve sinir sisteminin çalışmasında rol alır. Buna bağlı olarak aşırı tuz tüketimi aşırı sodyum tüketimi demektir.

    T.C. Sağlık Bakanlığı, Dünya Sağlık örgütü ve diğer kurum ve kuruluşlar günlük toplam tuz alımının 5-6 gram yani 1 çay kaşığı ile sınırlandırılması gerektiğini bildirmektedir. Ülkemizde ise 2008 yılında yapılan SALTURK-1 çalışmasına göre tuz tüketimi bu miktarın 3 katıdır. Yani günlük tuz tüketimimizin 18 gram olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 2015 yılında yapılan SALTURK-2 çalışması ise tüm uyarı ve bilgilendirmelerle 15 gram’a düştüğünü göstermiştir. Bilinçlendirme arttıkça tüketimin de azalacağına ve buna bağlı olarak hastalık oluşturma riskinin azalacağını da söyleyebiliriz.

    Nature Neuroscience ‘da yayınlanan bir çalışmaya göre yüksek tuz tüketiminin Alzheimer Hastalığına sebep olabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Yüksek tuzla beslenen farelerle yapılan çalışmada farelerin yollarını bulmakta zorlandıkları görülmüştür. Bu da hafıza kaybına işaret etmektedir. Ayrıca farelerin kan damarlarında fonksiyon bozuklukları oluşmaya başlamış ve beyinde kan akımı azalmıştır. Burada yüksek tuz tüketiminden kasıt olarak insan diyetiyle 1 çay kaşığından fazlası yüksek tuz olarak kabul edilmiştir. Fareler 4 hafta boyunca tuzlu diyeti bıraktıklarında kan akımı normale dönmüş ve sağlıklı fonksiyon göstermişlerdir.

Yaşam tarzımızdaki değişiklik, olacakları tersine döndürebilir! Sağlığımız için tükettiğimiz tuz miktarını AZALTMALIYIZ.

AŞIRI TUZ TÜKETİMİ HANGİ HASTALIKLARA SEBEP OLUR?

    Aşırı Tuz tüketimi; başta hipertansiyon olmak üzere birçok hastalık riski oluşturmaktadır. Kemiklerimizde bulunan Kalsiyumun emilimini ve kullanımını engeller. Bu da kemik erimesine sebep olabilir. Böbrek bozukluklarına, kalp sağlığı sorunlarına yol açabilir. Yapılan çalışmalar; aşırı tuz tüketiminin onikiparmak bağırsağı sorunları, mide ülserleri ve kanser oluşturma risklerinin artmasına neden olabileceğini ortaya koyuyor. Ayrıca elektrolit dengesinin bozulmasıyla sinir iletilerinin taşınmasını engelleyerek baş dönmesi, titreme gibi sorunlara neden olabilir. Bilişsel kayıplarla birlikte demans ve Alzheimer gibi hastalık sorunları riskini de artırabilir.

AŞIRI TUZ TÜKETİMİNİN AZALTMAK İÇİN:
  • Tuzluğu masadan kaldırın.
  • Yemeklere tuz eklemeyin.
  • Tencereye eklediğiniz tuz miktarını azaltın.
  • Paketli gıda tüketimini azaltın. Paketli gıdalardan gelen tuz miktarını es geçmeyin!
  • Tuz yerine baharatlandırmayı deneyin.
  • Tuz içeriği yüksek olan turşu, zeytin, salça ve sosların tuz alımını artırdığını unutmayın.
Tiroid Hastalıkları ve Beslenme
Beslenme

Tiroid Hastalıkları ve Beslenme

    Tiroid bezi boynun ön alt tarafında, nefes burusunun arkasında yer alan bir iç salgı bezidir. Sağ ve sol lob olarak ikiye ayrılır. Vücudumuzda en fazla kanlanan organlardan birisidir. Türkiye’de tiroid hastalıklarına çok sık rastlanmaktadır. Kadınlarda ve ileri yaş gruplarında daha sık görülmektedir.

    Tiroid hormonu; T3 (Triiyodotironin), T4 (Tiroksin) ve kalsitonin olmaz üzere üç formda bulunur.

T3 ve T4’ün temel görevleri:
  • Metabolik süreci hızlandırmak
  • Beyin işlevlerini yerine getirmek
  • Hücre çoğalmasını desteklemektir.
    İyot tirod hormonlarının yapılmasında kullanılan temel elementtir. Bu yüzden iyodun besinlerle yeterli miktarda alınması önemlidir. Normal beslenme düzenimizde iyot eksikliği çok sık görülmez fakat iyottan fakir topraklarda yetişen besinlerin tüketimiyle vücudumuza yeterli iyodu alamayabiliriz. Ülkemizde özellikle karadeniz toprakları iyottan fakir olduğundan o bölgede tiroid hastalıkları daha sık görülmektedir. İyottan fakir beslenmediğimiz durumlarda tiroid hormonlarının az çalışması veya çok çalışmasına bağlı olarak da tiroid hastalıkları görülebilmektedir.

    Normal fonksiyon gösteren tiroid bezine ötiroid bezi denir. Normalden daha az çalışması durumuna hipotiroidizm, Normalden çok çalışması durumuna ise hipertirodizm denilmektedir.

Hipotiroidizm

T4, T3 ve hormon eksikliği nedeniyle hipotriroidizm görülür.
Çocuklarda kretinizm, yetişkinlerde ödem oluşumu görülür.Hipotoidizm yavaş ilerleyen bir hastalıktır. Metabolizma hızının yavaşlamasıyla birlikte organların işleyişi de yavaşlar.
Kilo verme süreçlerinde bu yüzden tiroid hormonların kontrolünün yapılması önemlidir.

Belirtileri
  • Metabolizma yavaşlar
  • Metabolizmanın yavaşlamasıyla birlikte soğuğa tahammülsüzlük
  • Zihinsel aktivitelerde zayıflık
  • Çabuk yorulma
  • Bağırsak hareketlerinin de yavaşlamasıyla kabızlık
  • Kilo artışı
  • Kalp daha az çalıtığından nabzın yavaşlaması
  • Kan kolesterol seviyesinde artma
  • Ödem
  • Anemi
  • Kadınlarda adet düzensizliği

Hipertiroid

Tiroid bezinin aşırı çalışması durumunda hipertiroid görülür. En sık nedeni Graves hastalığı ve toksik nodüler guatrdır. Her yaşta ve her cinse ortaya çıkabilir. Genetik rol önemlidir. Çocuklarda büyüme gelişme ve zeka gelişiminde çok etkilidir. Çocuğun okul başarısını bozabilir.

Psikolojik olarak da bizi çok etkilediğinden psikiyatrik hastalıkların altından da tiroid hastalıkları çıkabilir.

Belirtileri
  • Çabuk heyecanlanma
  • Çabuk terleme (özellikle avuç içlerinde)
  • Uyku bozukluğu
  • Sıcak basması
  • Ellerde titreme
  • Saçlarda dökülme
  • Kaslarda zayıflık
  • Nabzın hızlı artması
  • Hipertansiyon
  • Diyare
  • Folik asit eksikliği
  • İştahta artma

Beslenme

Tiroid bezi sorunlarında beslenme önemli bir paya sahiptir. Tiroid bezindeki anormallik vücut ağırlığı üzerinde çok etkilidir. Bu nedenle tiroid bezlerinizin durumu için doktorunuza başvurmalı ve size uygun beslenme programı için diyetisyeninize mutlaka danışmalısınız. 

Tüketilmesi gereken besinler:
Su tüketimi çok önemlidir. Sağlıklı bireylerden biraz daha fazla su tüketmeleri gereklidir.
Metabolizmanın hızlanması açısından düzenli beslenme programı uygulanmalıdır. Ana ve ara öğün miktarına ve saatine uyum gösterilmelidir.
Selenyumdan zengin deniz ürünleri, mantar, yumurta gibi besinler günlük beslenmemizde yer almalıdır.
E vitamininden zengin yağlı tohumlar tüketilmelidir.
İyot eksikliği varsa iyotlu sofra tuzu kullanılmalıdır.
Antioksidanlardan zengin yeşil yapraklı sebze ve meyve tüketimi sağlanmalıdır.

Tüketiminde dikkat edilmesi gereken besinler:
Guatrojenik besinler dediğimiz: brokoli, lahana, turp, şalgam, karnabahar gibi besinlerin tüketiminden kaçınılmalıdır.
Yeşilçay tüketiminde dikkatli olunmalıdır. İlaç kullanan bireyler ilaç kullanımından en az 4 saat geçmeden tüketmemelidir.
Soya ve soya bazlı yiyeceklerde bulunan fitoöstrojen sebebiyle bu besinler de  tüketilirken dikkat edilmesi gerekenler arasındadır. Özellikle ilaç kullanan bireyler ilaç etkileşiminden dolayı dikkat etmelidirler. İlaç içtikten sonra en az 4 saat geçmelidir.

Bağışıklık Sistemi
Beslenme

Bağışıklık Sistemi

    İmmün sistem olarak da adlandırılan bağışıklık sistemi hastalıklara karşı savunma mekanizmamızı oluşturur. Bu sistem vücudumuzdaki virüsleri, zararlı bakterileri ve tümör hücrelerini tanıyıp onları yok etmeye çalışan bir sistemdir. Daha basit bir tanımla, vücudumuza giren zararlı mikroorganizmalarla savaştığımız bedensel süreçleri gerçekleştirir.

    Bağışıklık sistemi diğer vücut sistemleri ile bir bütün halindedir. Biz farkında olmasak bile gün içerisinde bu sistemlerimiz koordineli bir şekilde çalışır. Bağışıklık sistemimiz sigara içme, aşırı kilo, düzensiz beslenme, uyku düzeni bozukluğu, stres, el ve ağız hijyenine dikkat etmeme gibi durumlarda zayıflayabilir. Bağışıklık sistemi zayıfladığında insanın hastalığa yakalanma riski de artar.  Hastalıklara yakalanma riskini azaltmak için bağışıklık sistemimizi güçlü tutmak, direncimizi artırmak gerekir. Bağışıklık sistemimizi güçlendirmenin tek ve mucizevi bir yolu yoktur. Bazı yiyecekleri diyetimize dahil etmek ve bazılarını da diyetimizden çıkarmak bağışıklık tepkimizi güçlendirecektir. Ayrıca diğer vücut sistemleri ile iç içe olduğundan dolayı sadece beslenmeye değil, bütün sağlık önerilerine, yaşam düzenine ve hijyene önem vermemiz gerekir.

    İnsanlar ve hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalarda da sağlıklı ve dengeli bir beslenme programı, egzersiz, yaş, psikolojik durum, stres, bitkisel takviyeler gibi bazı faktörlerin bağışıklık sistemini etkilediğini gösteriyor. Bağışıklık sistemini güçlendirmek için bir anda meyve ve sebzeye yönelmek, bir anda miktarlarını artırmak doğru değildir. Çünkü sistemin güçlü olması için dengeli bir beslenme düzenine ihtiyacımız vardır. Bu sistemi bir puzzle gibi düşünebiliriz. Bir puzzle parçasının eksikliğinde nasıl puzzle tamamlanamıyorsa vitamin ve minerallerimizden herhangi birinin eksikliğinde de sistemimiz tamamlanamaz. Vitamin ve mineraller dengeli beslenmenin bir parçası olduğunda daha fazla etki gösterirler. A, C ve E vitaminleri antioksidan vitaminlerdendir. B6 vitamini de bağışıklık sistemimizde çok önemli yere sahiptir.

Beslenmemizde nelere dikkat edebiliriz?
  • A vitamini içeren lahana, havuç, ıspanak, kuru kayısı, brokoli tüketilebilir.
  • C vitamini kaynağı olarak portakal, mandalina, greyfurt, kivi gibi kış meyveleri; yeşil yapraklı sebzeler, ıspanak, dolmalık biber, brüksel lahanası gibi sebzeler tüketilebilir.
  • E vitamininden zengin badem, yer fıstığı, ay çekirdeği, fındık gibi kuruyemişler ara öğünlerimizde tercih edilebilir.
  • Probiyotikler, besinler ile alınan bağırsaktaki yararlı mikroorganizmaların sayısını dengeleyerek sağlığı olumlu yönde etkilerler. Probiyotikler, doğal öldürücü hücrelerin (natural killer) aktivitesini artırarak bağışıklık sistemine katkıda bulunurlar. Doğal olarak fermente edilmiş süt ve süt ürünlerinde bulunurlar. Yoğurt, kefir, lahana turşusu, ev yapımı sirke tüketebileceğiniz probiyotiklerdendir.
  • Antioksidanlar ve vitaminler taze sebze ve meyvelerde bol miktarda bulunur. Omega 3 ve omega 6 yağ asitleri tüketimi de bu nedenle çok önemlidir. Omega 3; somon balığı, ton balığı, ceviz, fındık, buğday, semizotu, ıspanak ve brokolide bulunur.
  • Bol su tüketimi; yarısından fazlası su olan vücudumuz için yapabileceğimiz en iyi tercihtir. Hücrelerinin daha iyi çalışabilmesi ve bağışıklığı kuvvetlendirmek için minimum günde 1,5-2 litre su içilmelidir.
  • Düzenli beslenmenin yanında düzenli uyku ve gün içerisinde ayırdığımız yarım saatlik egzersiz de stresi azaltıp bağışıklığımızı artıracaktır.
Sağlıkla Kalın.
 
Hipertansiyon ve Beslenme
Beslenme

Hipertansiyon ve Beslenme

    Kalbin kanı pompalarken damarda oluşturduğu basınca tansiyon veya kan basıncı denilmekte, mm Hg (cıva) olarak ifade edilmektedir.
Normal şartlarda olması gereken sistolik basınç (büyük tansiyon) değeri en çok 130 mm Hg, diastolik basınç (küçük tansiyon) değeri ise en çok 85 mm Hg’dır.

    Halk arasında yüksek tansiyon olarak bilinen hipertansiyon kan basıncının (KB) yükselmesidir. Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği tarafından gerçekleştirilmiş çalışmaya göre ülkemizde hipertansiyon sıklığı %31,8’dir. Bu oran kadınlarda %36,1, erkeklerde %27,5 değerini göstermektedir. Bu da ülkemizde hipertansiyon görülme sıklığı kadınlarda erkeklerden daha yüksek olduğunu göstermektedir.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre hipertansiyon, dünyadaki her sekiz ölümden birinin sorumlusudur.

Kan basıncının yükselmesi:
  • Genetik faktörler
  • Beslenme tarzı
  • Fiziksel inaktivite
  • Psikososyal faktörlerin etkileşiminden kaynaklanmaktadır.
Kan basıncının istenilen düzeyde tutulmasında rolü olan faktörler, beslenme ile ilgili faktörlerdir. Diyet değişiklikleri potansiyel olarak hipertansiyonu önler ve kan basıncını düşürür.

          İlaç tedavisindeki hipertansiyon hastalarının, diyetleri değiştirildiklerinde, özellikle tuz alımını azalttıklarında kan basınçlarının düştüğü ve antihipertansif ilaç dozlarının azaldığı görülmüştür.
  • Sigaranın bırakılması
  • Kilo verilmesi (Gerekliyse)
  • Aşırı sodyum (tuz) alımının azaltılması
  • Alkol alımının azaltılması
  • Fiziksel aktivitenin artırılması
  • Stressiz yaşam biçimi
  • Alınan hipertansif ilaçların dozlarını azaltmada etkilidir.
          Sebze ve meyvelerle birlikte potasyum alımının artırılması da kan basıncını düşürmektedir.